Memleketin Çivisi

Memleketin Çivisi

Bir vakitler şimdi yaşadıklarımızın onda biri mesabesinde olanlar için az çok kıyametler koparılıyordu. Eksik derdik ama demokrasi vardı. Bunu da hatırlatmak isterim

A+A-

Yaptıklarımız ve yapmadıklarımız bir sosyal krize yol açtı. Tehlikenin büyüğü buydu ve oldu. İnsanımız, iyi olmanın, ahlâklı kalmanın bir değeri olmadığına inandırıldı. Bunlar yaşadıklarımızdır. Ve ne tuhaf ki konuşamadıklarımızdandır.

Kurumlar ve kurallar askıda. Kuralların yerini gücü verdiklerimizin istekleri almış görünüyor. Keyfiliklerin boğuculuğu arttıkça artıyor. Her taraftan sıkışıyoruz. Susarak ve tepki göstermeyerek bu duruma geldik.

 

Dünya Durmadan Döner

 

İnsan kolaycıdır ve fırsatını bulursa kuralları yan dolanır.  Bu eğilime rağmen iyilik esastır. Her dönüş orayadır. Çünkü yaradılışın gereği odur. Tabiatin işleyişi insanı içten içe iyiliğe çeker. Saptıranları bekleyen âkıbet, tam da kutsal kitapların ve bilgelerin dediği gibidir.

Son günlerde yaşadıklarımız bizi bunları hatırlatmaya mecbur ediyor. Gündemler gündem değil. Gündemi kapatmak için kurgulanmış çelik çomak oyunları yolumuzu bağlar halde. İdare edilmiyoruz. Şayet yönetilen bir ülke olsak, her alanda çöküş canımızı yakmazdı.

Can yakan yönetimsizlikler o kadar çok ki. Yönetenlerimizin olan bitenlerden sanki haberleri yok. Yangın oluyor, suçluların bulunacağını ve mutlaka cezalarını çekeceklerini duyuyoruz. Sonra bakıyoruz, sorumlular sorumlu değil ve kimseye bir şey olmuyor. Maden kazalarında, tren kazalarında böyle. Ekonomik krizde zaten böyle. Cebimizi kimlerin boşalttığını, hazineyi kimlerin yağmaladığını ve yağmalattığını da bir türlü konuşamıyoruz.

 

Böyle Bir İdare Görünmedi

 

Yönetim erkinin kullanılışında tam bir paradoks yaşanıyor: Hem bütün güç onlarda, hem de kendileriyle ilgili konular hariç hiçbir şeye hâkim değiller. En önemli işleri, memleketi getirdikleri halin konuşulmaması için bir takım gündem oyunları tasarlamak gibi görünüyor. Bunun için aldıkları tedbirler de tedbir değil. Halkın verdiği gücü konuşanlara karşı ölçüsüzce kullanma yolunu seçiyorlar. Düştüğümüz durumu anlamaya ve anlatmaya çalışanın başına gelmedik kalmıyor. Konuşturmuyorlar. Haberciler çalışamıyor. Siyasetçiler muhalefet görevini yapamıyor. Yazarlar gerçeği açıkça yazamıyor. Çare arayanı, düşüneni, konuşanı kaynağında boğmaya hazır bir vesayetler üstü vesayet işliyor.

Bunlar Apaçık Yaşadıklarımızdır.

Yargı erkini hak hukuk feryâdını boğacak bir mekanizma haline getirdik. Şu veya bu iddia ile içeri aldıklarımız için hazırlanan iddianamelerde dişe dokunur bir sebep görünmeyişi sıradanlaştı. Kanun ve kuralların yerini “zor bâzû” aldı. Buraya adım adım gelirken sesimizi çıkarmadık. O şiştikçe şişirilen gücü veren olduğumuzu biz de unuttuk.

Bir vakitler şimdi yaşadıklarımızın onda biri mesabesinde olanlar için az çok kıyametler koparılıyordu. Eksik derdik ama demokrasi vardı. Bunu da hatırlatmak isterim.

 

Verdiğimiz gücü bize karşı kullananlara karşı “Bana değil, ötekine yapıyor” diyenlerimizde ahlak aranmaz. Bizi ahlaksızlığımız bu hale getirdi. Müslümanım diyenlerimizin, ötekisine hak tanımaz tutumu zaten dine hakaretti, görmedik.  Din iman bırakmayacak tavır adaletsizliktir. Kanun dışılıkları gördükse de diğerine yapılıyor diye ses çıkarmadık.

 

TÜSİAD’da Sistem Çöktü Dedi

 

Sermaye korkaktır. TÜSİAD çoktandır susuyordu. Anlaşılan onlar için de bıçak kemiğe dayandı ki konuştular. Başkan Orhan Turan ve Yik Başkanı Ömer Aras “Ülke olarak moralimiz bozuk. Güven bunalımı yaşıyoruz” diyerek başladılar. “Sistem çöktü” dediler. Son haksızlıkları ve hukuksuzlukları örnek olarak verdiler. “Hukuk yoksa her şey bozulur” diyerek tam bir ülke fotoğrafı çektiler. Bilgece, soğukkanlı bir feryat gibiydi.

 

Beklenen ilk tepki, Ümit Özdağ’a, gazetecilere ve her kesimden bazı isimlere yapıldığı gibi yargı sopası göstermekti ve oldu. Hemen soruşturma açıldı. TÜSİAD, sözlerinin arkasında durdu. “Demokrasi ve hukuk devletine bağlıyız” dediler. “Ekonomik kalkınma ve hukuk devleti ayrılmaz bir bütündür” dediler.

 

Alarm Sinyali

 

TÜSİAD’ın açıklamaları alarm sinyalidir. Dinlenmeli, anlanmalı ve gereği yapılmalıdır. Kurallar koyuyoruz, gücü yetenler uymuyor. Nasıl uymadıkları da açık: Ya arkalarını gücü verdiklerimize, yani iktidara dayıyor, ya da rüşvet vesair yolsuzluklar için yargı ve idare mekanizmalarında suçlarına ortak buluyorlar. Hâlbuki kanun önünde herkes eşittir ve kanuna kimsenin gücü yetmez. Bu da değişmez kanundur.

 

Şimdi yolsuzların, yağmacıların sayısı o kadar arttı ki memlekette kurallara uyanları suçlu ilan edecek bir ordu haline geldiler. Tüsiad Başkanı ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanı’nın dedikleri bunu ve bir “yönetim krizi”ni gösteriyor. Yönetmeleri için vekâlet verdiğimiz iktidar mensupları bunları görecekler. Konuşana saldıranlar, çürümeyi savunduklarının farkına varacaklar.

 

Kurallara uymak en başta baştakilerin görevidir. Uymak da yetmez. Uygulanışını gözetme görevi de onlara verilmiştir. Dinler ve anlarsak kurallı bir hayata döner ve bu dehlizden çıkarız.

Yağmur TUNALI / Milli Düşünce Merkezi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.