Devlet aklı

Devlet aklı

Devleti yöneten iktidarın zihniyet, niyet ve icraatının ‘hikmetinin’ kamuoyunca sahiplenilmesi için iktidar kamu diplomasisi ile siyasi aklını halkın ortak aklına fısıldar.

A+A-

Son zamanlarda MHP ve AK Parti liderlerinin İmralı – DEM – Kandil – PYD/YPG bağlamında ‘terörün bitirilmesi’ çıkışı ve muhalif siyaset kurumlarının tepkileri ile ‘devlet aklı’ kavramına sıkça atıf yapılır oldu. Devlet aklının terörü bitirme hamlesi mi yoksa iktidar aklının ömrünü bir dönem daha uzatmaya yönelik, içinde ‘Yeni bir Anayasa’ da olan siyasi bir hamlesi mi olduğu da akla geliyor.

Eskiden ‘Hikmet-i Hükumet’ olarak tanımlanan ‘Devlet aklı’ nın tarihçesi ve Batı dilleri ve düşünce sistemlerindeki karşılıkları konumuz değil. Bizimki, bir Türk milliyetçisi vatandaş olarak yazarak düşünme çabasıdır.

Devlet aklı soyut bir kavramdır ancak bileşenleri somuttur. Yasama, yürütme, yargı erkleri ve bunların organları yanında üniversiteler, bilimsel kurumlar, bilim ve sanat insanları, basın, sivil toplum – meslek – düşünce kuruluşları ve insanları ve daha çok sayıda bileşenin ortak iradesinin olduğunu da hatırda tutmak gerekir. Ordu, istihbarat, emniyet, diplomasi ve millî güvenlik kurulu devlet aklının operasyonel organları durumundadır.

Devlet Aklı

Devletin sahip olduğu tarihsel tecrübelere, bilgilere ve istihbarata hiçbir kurum ve kişi sahip olamaz. O hâlde devlette her bir kurumun sahip olduğu tecrübe, bilgi, istihbaratın bir araya getirildiği, işlendiği ve operasyonel bir sonuca bağlandığı bir kurum olmalı değil mi? Bu kurum ‘devlet aklı’ dediğimiz olmaya!

Devlet kendini korumak için yasal düzenlemeleri yapar ve uygular. Ancak, devlet bekası tehlikeye girince veya bekasına bir tehdit algısı olunca hukukun, etik kuralların, geleneklerin dışına çıkarak gerekli gördüğü tedbirleri almayı meşru görür yani ‘hukuk devleti’ askıya alınabilir. Demirel bir zamanlar ‘devlet gerektiğinde rutinin dışına çıkar’ demişti.

‘Devlet aklı’ kavramı devleti en üst, kuşatıcı, kavrayıcı, kapsayıcı değer ve güç olarak varsayan halk aklının devleti kutsamasının ve devletten beklentisinin de ifadesidir. Kısaca ‘devlet aklı’ kavramında bir üst ve mutlak aklın olması, bu akla güvenilmesi umudu ve beklentisi de vardır. Elbette soyut olarak ortaya çıkan bu kavramın tarihsel, kültürel, sosyolojik temelleri ve dayanakları vardır.

Devletin varlığını sürdürmesi, kendini iç ve dış tehditlere karşı koruma yol, yöntem ve araçlarına sahip olması ve bunun için kendinden başka bir gücün onayına dayanmadan tasarrufta bulunmasıdır. Bu her organizmanın var olma ve hayatta kalma refleksidir; devlet de karmaşık, büyük bir organizmadır.

Devlet aklı milletin, uzun vadeli ortak aklı yürütmesi ve muhakemesidir. Devletin kurumları devlet aklının hem araçları, hem organları, hem operatörleridir. Devlet kurumlarının temelini ve sınırlarını anayasa ve yasalar belirlediğinden bu kurumların kurumsal akıllarının devlet aklına katkıları da bu sınırlar içindedir.

Devlet aklı güç sorunu güç kullanmadan çözebilme, ortaya çıkabilecek sorunları öngörme ve gerekli tedbirleri alma ve güç kullanma yönetimi sanatı denebilir.

Devlet aklının dayanağı

Devlet aklına atıf yapan düşünce sistemlerinde ‘Devletin meşruiyetinin kaynağı ve dayanağı kendisidir’ den ’Devletin meşruiyetinin kaynağı ve dayanağı millettir’ anlayışına uzanan farklı ideolojik anlayışlar yanında devletin meşruiyetini Tanrıdan aldığını varsayan ve ‘Hâkimiyet Allah’ındır’ sloganıyla ortaya çıkan tarihî dinci anlayış var.

‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ ve ‘Adalet mülkün temelidir’ anlayışında millete bir atıf var. Dolayısıyla milletin ortak aklının devlet nazarında ve devlet aklında bir karşılığı olması gerekir. Bunun örneğini en somut biçimde demokratik toplumlarda, hukuk devletlerinde siyasette sıkça başvurulan kamuoyu araştırmalarına olan ihtiyaçtan biliyoruz.

Ancak devlet aklı varlığını tehdit eden bir silahlı-silahsız gücü, terör örgütünü etkisizleştirmek, millî savunma stratejisi ve gücü oluşturmak, savaşa girmek, diğer devletlerle anlaşma yapmak, bir uluslararası kuruluşa üye olmak, bir savunma örgütünde yer almak gibi durumlarda kamuoyu araştırması yapmaz. Kendi meşruiyetine dayanarak kendi karar verir ve yasalaştırır.

Türkiye’de ‘Hukuk devleti’ bazı dönemlerde ‘Devletin hukuku’ olarak işlemiştir. Ne kadar eleştirsek de durum coğrafyamızın, tarihimizin, siyaset ve yönetim kültürümüzün bize dayatmasıdır. İç isyanlarda, devrimlerde, savaşlarda, silahlı darbelerde daha somut hal alır. Bu devletlerde olabildiği gibi devletlerarasında da oluyor.

Türkiye’de ‘beka’ meselesi devlet aklında, toplum hafızasında ve muhakemesinde tarihsel temelleri (isyan ve kalkışmalar) olan bir reflekstir. ‘Güvenlikçi siyaset’ eleştirilirken ‘beka’ konusunun ironi yapılmaması, atlanmaması gerekir.

Devlet Aklı mı İktidar Aklı mı?

AK Parti iktidarıyla birlikte devlet ile iktidarın zihniyetini devletle eşleştirme ve aynılaştırma sorunu yaşıyoruz. Siyasal İslamcı kanat AK Partiyi milletten kopmak ve devletleşmekle suçluyor. Burada aslında, AK Partinin kapalı cemaat yapılarında oluşan dinî kültür dışına çıkması ve devleti tanıması da ifade edilmiş oluyor.

Devleti yönetenlerin aklı devlet aklını da oluşturabilir! Ya da devlet aklı devleti yönetenlerin aklını yönlendiremeyebilir. Cumhurbaşkanının siyasi lider olarak parlak bir kariyeri var; ancak devlet adamlığını ve devlet aklını kullanabilmesi konusunda aynı kanaati ifade etmek bize zor gelse da en doğru ve hakkaniyetli hükmü tarih verecektir.

Devleti yöneten iktidarın zihniyet, niyet ve icraatının ‘hikmetinin’ kamuoyunca sahiplenilmesi için iktidar kamu diplomasisi ile siyasi aklını halkın ortak aklına fısıldar. Otoriter yönetimlerin basını, her türlü mecrayı kullanması devlet aklının kamu diplomasisine tercümesidir.

Devlet Aklının İşleyişi

Devlet aklı gizemli, anlaşılmaz, ulaşılmaz akıl değil; açık, şeffaf ve toplumun ortak aklına, muhakemesine, vicdanına göre işleyen bir akıl olmak durumundadır.

Doğası gereği devlet aklı var olanı, mevcudu sürdürme ve geliştirmeden yana işler. Devletin kurumları, bu kurumlardaki yöneticiler, makam ve unvan sahipleri varlıklarını kurulu düzene borçludurlar. Düzen yıkılırsa veya değişirse kendi varlıkları da değer ve anlam kaybeder.

Tarihi boyunca Türkler devlette bir hanedanlığın hâkimiyetinin devamını meşru gördü. Devlet de halka rağmen olamayacağının; halkının huzuru, güvenliği ve refahı için olduğunun bilincinde oldu. Halk, devletsiz var olamayacağı inancıyla otoriteye rıza göstermiştir. Cumhuriyetle birlikte egemenlik milletin oldu. Devletsiz halk olur da halksız devlet olmaz. Devlet öncelikle halkı, milleti için vardır.

Türk milletinin büyük kısmında, devlet aklının devletin temel felsefesinin, kurucu değerlerinin, bilimin, inancın, sağduyunun, toplumsal vicdanın, ulusal güvenliğin, hukukun, adaletin güvencesi olduğu yönünde mistik bir inancı olduğu tarihî, kültürel ve sosyolojik gerçekliğimizdir. Elbette bu inanç milletin ve devletin ortak hafızasından beslenir.

‘Devlet aklı’ ile ‘derin devlet’ kavramları akrabadırlar. Yıllar boyunca derin devlet denince, fazlaca düşünmeden, akla ‘Ordu – Mit – CIA – NATO’ bağlamında sırlı-saklı bir imaj gelirdi. Her toplumda kurmacalara eğilimli alıcıların ve müptelaların her gizli dehlize açılan kapıya göre kurmaca anahtar varsayımları olur. Komplo kovalama ve her karmaşık ve büyük boyutlu siyasi ve sosyal gelişmeleri komplo ile açıklama kolaylığına eğilimliler her toplumda vardır.

Devlet aklı uluslararası stratejik şartları ve uluslararası güç dengelerini dikkate alır. Devlet aklı derken diğer devletlerin bizimle uyuşmayan, düşmanca akıllarını unutmamak lazım.

Hukukta matematik ve fizikteki gibi mutlak kurallar olmayınca ve hukuk göreceli olunca devletler hukuku, uluslararası hukuk ve devlet akılları da görecelidir. BM sisteminin, uluslararası hukukun işlemediğini görüyoruz. İsrail – Filistin meselesinde Siyonistlerin ve ABD’nin aklı var. ABD devlet aklının çuvallamasının örneği çok.

Devlet Aklı Yanılabilir

Evet, bir devlet aklı var. Tarih boyunca birçok devletler kurabilmiş, birinin yıkıntısından yenisini çıkarma yeteneği olan Türklerde devlet her değerin üstünde görülmüştür; ‘Devlet-i ebet müddet’ anlayışı bunun öz ifadesidir. Bu tarihi, sosyal ve kültürel ruh ve inancı gündelik siyasi tartışmalar içinde harcayamayız.

Ancak, her bireysel ve kurumsal akıl gibi devlet aklı da yanılabilir. Devlet aklı Suriye konusunda yanıldı. FETÖ konusunda yanıldı. Milyonlarca sığınmacı konusunda yanıldı. Her yanılmanın bedeli hem devletimize hem milletimize, her birimize ağır oldu. Hâlâ toparlamaya çalışıyoruz.

Harekete Geçen Hangi Akıl

Devlet aklı, bazılarınca ‘Kürt sorunu’ denen, bizce ‘Kürtçülük sorunu’ konusunda umarız yanılmaz. Açılım sürecinin bedelinin ağır ve acılı ama devlet aklına değerli katkısı olduğunu düşünüyoruz.

Etnik kökeni ne olursa olsun, her Türk vatandaşı aynı anayasal haklara sahiptir. Ancak Kürtçüler etnik temelli bir bölünmenin peşinde ve büyük güçlerin Türkiye’yi meşguliyet tuzağında tutma stratejisinin gönüllü hizmetçileri durumunda. Kürtçüler, bölge ülkelerindeki Kürtleri kapsayan ‘Büyük Kürdistan’ hayalinin günümüz gerçeklikleri karşısında söylemlerini;

– Anayasal ‘Demokratik Özerklik’

– Kürtçenin eğitim ve devletin resmî dili olması

– Kürtlerin Anayasada ‘eşit millet’, ‘eşit ve özgür yurttaşlar’ olarak tanımlanması

– Etnik temelde federasyon veya özerklik yerine ‘Demokratik Cumhuriyet’

– Yerel yönetimlerde ve yerel kaynakların kullanımında özerklik

olarak güncellediler.

Harekete geçen Devlet Beyle Cumhurbaşkanı Tayyip Beyin ortak aklı mı devletin aklı mı? Devlet aklıysa, neye hükmettiği veya hükmetmesi gerektiği her Türk milliyetçisinin aklında…

Devletin eli uzun, gözü keskin, kulağı delik, burnu tehlike kokusuna duyarlı, sinir sistemi işlektir. Öyle olunca da aklının üst akıl olması gerekir değil mi? Ancak bütün kurumların aklı, bir kişinin aklı yönünde akarsa ve bu kişi akılları kendi aklıyla kullanırsa ne olur?

Türk milliyetçileri, Türk milliyetçisi olmayan ancak ülkesine ve devletine bağlı olan bu ülkenin insanlarını, bu devletin vatandaşlarını elbette yok sayamazlar. Bizimle aynı değerlerin tümüne sahip olmasalar bile ortak değerlere ve her insanın insani, ahlaki, vicdani, yasal haklarına elbette saygı duyarız. Ancak varlığımı yok edecek olanı yok etme ahdimdir. Birlikte var olma, birlikte yaşama niyetiyle bana bir adım atana on adım atmazsam da gözüme, dizime dursun! Devlet aklı da böyle mi düşünüyor?

Yazarken bir yandan da Suriye’deki gelişmeleri takip ediyor; bir devletin çöküşünün safahatını, halkın çektiklerini ve bize olan yakıcı yansımalarını düşünüyordum. Herkes aklını başına alsın!

Mustafa İmir / Milli Düşünce Merkezi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.