Artık Kuzey Kore düşünsün

Artık Kuzey Kore düşünsün

Otoriterlik tersinir bir süreç mi? Geri döndürülebilir mi? Yoksa alaboraya kadar sürüp gider mi? Otoriterlik sarmalının geri dönülmez kritik noktası var mı?

A+A-

Otoriter rejim sarmalından söz etmiştim. Döne döne yükselen bir totaliterlik. Kendi kendini besleyen bir hukuksuzluk süreci…

Doğada kendi kendini besleyen süreçlere pek rastlamazsınız. Çünkü bunlar bir patlamayla son bulur; kendi kendilerini yok eder. O yüzden ortada bulamazsınız. Patlamış ve yok olmuşlardır. Diktatörlükler de öyle mi? Otoriter, gittikçe daha otoriter olmak zorunda kalıp sonunda patlıyor mu? Benzetmeleri makul ölçüden daha ileriye götürmek doğru değildir. Kuzey Kore’de bir patlama emaresi görüyor musunuz? Saddam, dış müdahale olmasaydı kendi kendine yok olur muydu?

Kritik eşik

Kendi kendini besleyen süreçler bir sınıra çarpıp sönümlenebilir. Fakat öyle bir kritik nokta vardır ki o aşılınca artık geri dönüş yoktur. Toplum olaylarına fizikten örnek vermek hoşuma gidiyor. Mesleğim icabı. Siz de bana tahammül gösterin ve bir benzetme daha yapmama izin verin.

Bir yük gemisi, dökme buğday taşıyor. Dökme, yani buğday çuvallara falan konulmadan geminin ambarına boca edilivermiş. Bir fırtına çıkar ve gemi sağa, sola yalpalar. Bir yalpalamada, ambardaki buğday sağa doğru akmış. Şimdi gemi de hafif sağa yatacaktır. Bir dalga daha. Zaten sağa yattığı için yükü yine yattığı tarafa doğru akar. Yükü sağa aktığı için biraz daha yatar… Bir daha, bir daha. 10 derece, 20 derece, 30 derece. Küreklerle mi olur, kepçeyle mi. Gemiyi kurtarmak için tayfalar hızla sağdaki yükü sola çekmeye çalışır. Fakat öyle bir eğim vardır ki o aşılırsa artık kurtuluş mümkün değildir. Sağa yatan geminin yükü sağa kayacak, yük sağa kaydığı için gemi daha da sağa yatacak, sağa yattığı için… Derken alabora. Bu sondur.

Kimyada bazı reaksiyonlar şartlar ayarlanarak tersine çevrilebilir. Bunlara kimya terminolojisinde “tersinir” denir. İngilizcesi, “reversible”. Bazıları da tersine çevrilemez. Bunlara irreversible, tersinmez diyoruz. Geminin yan yatışı kritik eğime kadar tersinirdir. Ondan sonra geri döndürülemez. Bir evin yanması da öyle. Evin küllerini, çıkan alevleri, dumanları toplayıp tekrar eve dönüştüremezsiniz.

Otoriterlik tersinir bir süreç mi? Geri döndürülebilir mi? Yoksa alaboraya kadar sürüp gider mi? Otoriterlik sarmalının geri dönülmez kritik noktası var mı? Belli bir otoriterlik, belli bir çürümüşlük aşıldıktan sonra artık demokrasiye dönmek imkânsız hâle gelebilir mi? Dikta sarmalına daha yakından bakıp bu sorulara cevap bulmaya çalışayım.

Bir diktanın doğuşu

Tahammülsüz bir reis düşünün. Küçük bir tenkidi kendine hakaret sayıyor ve tenkit edeni şikâyet ediyor. Savcı, “Hakaret değil, tenkit.” deyip dava açmıyor. Bu noktaya kadar her şey normal, her şey hukuk sınırları içinde. Reis kızıyor. Savcının amirine veya onun amirine veya onun da amiri olan kuruma talimat veriyor. Ülkede kuvvetler ayrılığı yoksa emir amirlerin en tepesini zaten reis kendisi tayin etmiştir.. Tenkit diyen savcı ışınlanıyor, yerine gelenin önünde şimdi iki yol var; ya hukuka uyacak ve o da ışınlanacak veya ders alıp tenkidin hakaret olduğuna karar verecektir. Işınlanma ve yenisinin tayini, peki efendim, diyen savcı gelene kadar devam eder. Gemi 10 derece yatmıştır. Peki efendim diyen mahkemeyle, emriniz olur diyen bilirkişiyle sürüp gider. 20 derece, 30 derece… Ülkede, reisin istediği gibi çalışan savcı- mahkeme- bilirkişi çeteleri oluşur. Artık talimat da gerekmez. Kendiliğinden gerekeni yaparlar.

İlk peki diyecek savcı tayininde sonuç tartışılabilir. O mu haklı, bu mu haklı… Fakat bir, iki, beş on böyle gittikçe hukukun çiğnenişi apaçık ve görünür hâl alır. Tenkit sesleri çoğalır ve yükselir. Reisin öfkesi de… Tenkitleri hakaret diye değiştirip kovuşturanlar mahkûm edenler artar…

Reis sertleştikçe hukuk çiğnenmekte, hukuk çiğnendikçe tenkit artmakta, tenkit arttıkça reis sertleşmektedir… Kendini besleyen süreç! Bunun sonu hukukun alabora olmasıdır. Kritik nokta aşıldıktan sonra artık kimse o mu haklı, bu mu haklı tartışması yapmaz. Artık, “Önce asalım, sonra yargılarız.” aşamasına gelinmiştir. Necaset vantilatöre çarpmıştır.

Demirperde fıkraları

Bu noktadan sonra geri dönüş yoktur. İnsanlar ancak diktatör fıkraları anlatarak rahatlar. Bunlar da boldur. Bir kere elimizde koskoca bir Sovyetler Birliği ve Demirperde dönemi var. Demirperde Fıkraları diye kitap yayımlandığını hatırlıyorum.

İki fıkrayla bitireyim:

Moskova’da Stalin’in korteji geçmektedir. Halk kaldırımlarda alkış tutarken biri “Eşşeo…” der. Anında omzuna bir el yapışır. “Yürü!”. Adam “Durun yahu, yanımdaki adam nasırıma bastı o yüzden küfrettim.” Ajan cevap verir: “Yürü! Sovyet polisi kime ‘Eşşeo…’ denileceğini bilir.”

Bir başka fıkra yerel seçimleri kazanan muhalefet adaylarına ait. ABD’de, bir belediye seçiminde muhalif aday kazanmıştır. İki Sovyet vatandaşı arasında şu konuşma geçer:

-ABD seçimleri düzmece.

-Nereden biliyorsun?

-Baksana muhalif aday kazandı ama bir şey olmadı. Sibirya’ya falan sürülmedi. Gel de inan!

Hep derim. İyi ki bizde böyle şeyler olmuyor. Kuzey Koreliler düşünsün.

İskender Öksüz / Milli Düşünce Merkezi

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.